İnebolu’daki Halk Deyimleri
Ababora :Çizilip fırında kebab olan kestane.
Aber :Getir
Alaf :Hayvan yiyeceği
Algar :Bıldırcın yakalamaya yarayan uzun saplı fileli av aracı
Arak :Çalma
Bakal :Av kuşu
Beçel :Felçli kişi
Butur :Tırtıllı şişe rakı (3 duble)
Calay :Dilsiz,ahraz
Cınbıt :Üzüm salkımının bir dalı
Cırt :Görmeden almak
Cibi :Sepet örücü
Cini :En küçük parça
Çağyanı :El ve yüz yıkanan yer
Çar :Baş örtüsü
Çepellemek :Mındarlamak,pisletmek
Çit :Küçük sepet
Çiten :Sepet
Çükündür :Turp
Dadul :Fırın küreği
Darıcan :Kuş cinsi
Dizin :Pişmiş kestanenin ipe dizilmesi
Dokumak :Kestane ve ceviz gibi yemişleri sırıkla düşürülmesi.
Dondurma :Dana baklası ezmesi
Dölü :Deli
Elme :Elma
Evelde :Demek ki, tevekkeli değil
Evlek :Tarlada sabanla sürülen bir sıra
Gaşo :Kaşağı
Gagel :Ceviz ve kestaneleri kabuğunda ayırmak
Getü :Getir
Gogan örüğü :Beyaz erik
Göbeller :Çocuklar
Göbert :Elmanın külde pişirilmesi
Gögüç :Meşe palamudu
Götü :Götür
Götüme :Getirme
Hahah :Evet
Hoşaf :Elma,armut,erik kurusu
İbi :Hindi
İngin :Alçak
İşiy :O iş, o şey
Kara şişe :(2 dublelik)gazoz şişesi rakı
Kelem :Lahana
Kesük :Lor peyniri,süt kesiği
Keş kayası :Yuvarlak kaygan deniz taşı
Kiren :Kızılcık
Kuzgunluk :Çatı arası
Küfelik :Ağır sarhoş
Kürüz :Çalılık, dikenlik yığın
Mancar :Kara lahana
Moloz :Liman yolu, taşlık
Momgile :Dağ yemişi
Momşi :Taş oyununda yumurta büyüklüğünde taş
Neçibe :Maşrapa
Nesi :Falan filan
Odlamak :Ateşe vermek
Osü :Bir balta sapı uzunluğunda odun
Örük :Erik
Özek :Soğan tohumluğu
Pıs :Suda pişirilen mısır unu
Sergen :Tabak konan yer
Sıkma :Lokma tatlısı
Soyak :Mısır üzerindeki yaprak
Şaklamak :İkiye ayırmak
Tekneli gurba:Kaplumbağa
Tırtullu :3 dublelik rakı
Töngel :Beşbıyık
Üsgülü :Dağılmış
Yenlü :Hafif
Zellengadef :Zamba
Zerde :Tuzsuz sütlaç
Yunus Çağlar’a katkılarından dolayı teşekkürler.
Oğuz ATAY

Bir gün hayatta ‘Oğuz Atay kimdir, eserleri nelerdir?’ sorusuyla karşı karşıya kalsanız, nasıl cevap verirsiniz? “1934′te İnebolu’da doğdu. Ankara Maarif Koleji’ni, İTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitirdi. Öğretim üyeliği yaptı, doçent oldu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazan Atay’ın, TRT’nin 1970 Roman Ödülü’nü kazanan ‘Tutunamayanlar’ adlı kitabı 1971 ve 1972′de iki cilt olarak yayımlandı. Beyninde çıkan tümör nedeniyle sağlığı bozulan, tedavisi için gittiği Londra’dan olumlu bir sonuç alamayan Oğuz Atay, 13 Aralık 1977′de İstanbul’da hayatını kaybetti. ‘Tutunamayanlar’ dışında, ‘Tehlikeli Oyunlar’, ‘Korkuyu Beklerken’, ‘Bir Bilim Adamının Romanı’, ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ (tiyatro), ‘Günlük’ (günlük), ‘Eylembilim’ adlı eserleri bulunmaktadır”.
Ya da şöyle: “Küçük yaştan itibaren kitaplarla iç içe olmuş, mizaha meraklı, pek istemediği halde mühendislik okumuş, rüyasında üç gün üst üste görünce dördüncü gün takım elbiseyle yattığını anlatacak kadar ciddi bir Suna Kan hayranı, kısa ve genel bir planla daktilonun başına geçip önce hiç düzeltme yapmadan yazan daha sonra tekrar okumada genel planda değişiklik yapıp hepsini baştan yazan, içine kapanık, naif ama sevmediklerine karşı sarkastik bir yazar.”
Arafta sıkışmış gibi
Peki sevdiği yazarlar kendisi hakkında bir fikir verebilir mi? “…Dostoyevski’yi her zaman seviyoruz tabii, büyük ustalarımızda biri. Buna Stendhal’i, Kafka’yı, Joyce’u, Laclos’yu eklemem gerekir. Bunların dışında, Türkiye’de az okunan İngiliz yazarlarını katacağım. Romanın anavatanı, biliyorsunuz, İngiltere. Ama bizde en az bilinen romancılık da İngiliz romancılığı, kadın romancı George Eliot, Henry James ve Joseph Conrad üç devi İngiliz romancılığının ve tek romanıyla Emily Bronte’nin ayrı bir önemi var, bence. Almanlardan Günter Grass ile biçim bakımından hayran olduğum ‘Lolita’nın yazarı Vladimir Nabokov’u listeme katmalıyım… Gençliğimde ‘İçimizdeki Şeytan’ı okumuştum Sabahattin Ali’nin. Doğrusu şimdi yeniden okumaya korkuyorum. Belki o zaman bulduklarımı şimdi bulamam. Yusuf Atılgan da ‘Aylak Adam’ı ile ilgimi çekmişti. ‘Yanık Saraylar’la ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’, ilk okuyacağım eserler olacak…”
Oğuz Atay, aslında bunların hepsiyle anlatılabilir ama bir taraftan da bunların hepsinde eksik kalan bir şey mutlaka olacaktır. Zira sadece yedi yıl kadar süren kısacık yazarlık serüveninde en özgün üsluplardan birisini yaratmış, kalemini en kıvrak, mahirane kullanan isimlerden birisi olmuştur o. Yarattığı sanki ‘araf’ta sıkışmış gibi duran, bir tarafı Doğulu bir tarafı Batılı kalmış; hayatta nereye gideceğini bir türlü kestiremeyip kendilerini el yordamıyla kurmuş ‘ruhu bereli’ insan portreleri o kadar canlı ve hayatın içindedir ki, Oğuz Atay okuyup ‘Beni anlatmış işte’, ‘Tam da öyle yahu’ dememek neredeyse mümkün değildir. Bitmeyecek gibi duran cümleleriyle, ‘kelimeleribirbirinebitiştirmesiyle’, yaşanılan büyük yalanların görmezden gelindiği ‘küçük burjuva’ hayatlarına yöneltilebilecek en esaslı eleştirileri tam cepheden savurmuş, bunu yaparken kullandığı müthiş ironiyle, mizahla insanı afallatmıştır.
Fakat Oğuz Atay’ın dili zordur, zorludur. Emek, çaba ve yüksek konsantrasyon ister. Evet, ‘Ben buradayım sevgili okuyucum, sen nerdesin acaba?’ der ama hayata karşı bir tutum, bir algı dünyasının varlığını da bekler okurundan. Yoksa zaten onu okumanın pek bir anlamı da olmaz ki!
Atay kahramanları
Tam da bu yüzden şunu sormak manalı geliyor, ilk çıktığında pek dikkat çekmeyen, hakkında sadece iki tane tanıtım yazısı, iki tane de söyleşi çıkan ‘Tutunamayanlar’ın çok sattığını, her zaman sattığını, onlarca baskı yaptığını da akılda tutarak: “Bu kadar çok ‘Tutunamayanlar’ okuyan varsa, bu memleket neden hâlâ böyle bir yer?” ‘Böyle bir yer’ diyerek neyi kastettiğimize girmek zaten gereksiz…
Tam bir ‘tuğla kitap’ olan Tutunamayanlar’ın bu kadar çok okunmasının arkasındaki ’safiyane’, ‘iyi yazarı bulmuş iyi okur’ duygusunu bir yana koyalım ama -tam da Atay’ın ele aldığı bir ‘küçük burjuva tavrı’ olarak!- ‘Abi, iyi kitap diyorlar, hiç değilse bi’ bakmak lazım, en kötü ihtimal kütüphanede bulunması gerek’ fikriyatının, Atay’ın hayata dair tahayyülleriyle kesişmesi mümkün olamayacak ya da en fazla ona ’sinik’ bir karakter olabilecek bir okuru yarattığını düşünebiliriz, bu karamsar soru üzerinden.
‘Tutunamamak’ lafının afiliğinden yararlanmak arzusu da bunun kreması olur herhalde. Açık ve kötü taklitleri olduğu için basılı olarak bir yerlerde görmek zor tabii ama internet günlüğü diyebileceğimiz blog’larda öyle bir ‘Tutunamayanlar-Oğuz Atay’ rüzgârı var ki… Bilincinin akışını eline alan, ‘Ah Oğuz’cuğum!’ diye diye, onun gibi yazıyor; hayata içini öyle döküyor. ‘Tutunamamış’ bir fenomen olarak orada bir yerde duruyor Atay.
‘Türkiye’nin Ruhu’ projesini tamamlayamadan öldü Oğuz Atay. Foucault, “Kitaplarımın molotof kokteyli ya da mayın tarlası olmasını isterim” demiş ya, Oğuz Atay’ın kitapları belki o istemeden öyledir zaten. Tam da bu yüzden belki de, arkasında öyle bir iz bıraktı ki hâlâ onu anlayanlar, anlamayanlar, anladığını iddia edenler, buna cüret edemeyenler, Selim Işıkçılar, Hikmet Benolcüler, tutunamayanlar, oyunlarla yaşayanlar, korkuyu bekleyenler, tehlikeli oyunlara girenler… arasında tam bir anlaşmadan söz etmek mümkün değil. Öyle değil mi albayım?
KIVANÇ KOÇAK , Radikal, 08/12/2007
Orhan Şaik Gökyay

Orhan Şaik Gökyay
(d. 1902 – ö. 2 Aralık 1994). Edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair.
16 Temmuz 1902 tarihinde babasının öğretmen olarak görev yaptığı İnebolu’da dünyaya geldi. İlk öğretimine Kastamonu’da başladı. Kastamonu İdadisinin dokuzuncu sınıfında okurken, ailesinin maddi sıkıntıya düşmesi sebebiyle öğrenimine ara verdi. Katip olarak özel idarede çalışmaya başladıktan sonra edebiyatla ilgilendi. İlk şiiri Kastamonu’daki Açıksöz gazetesinde 1922 yılında yayınlandı. Aynı yıl öğrenimini tamamlamak üzere Ankara’ya gitti. Ankara Darülmuallimin’den mezun olduktan sonra Piraziz, Samsun ve Balıkesir’de öğretmenlik yaptı. Balıkesir’de görev yaptığı sırada Çağlayan isminde bir edebiyat dergisi çıkardı ve takma isimle yazı ve şiirlerini yayımladı.
1927 tarihinde İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesine kaydoldu. Burada hocası Fuat Körülü’den etkilendi. Almancasını ilerletti. Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra Kastamonu, Malatya, Edirne, Ankara, Eskişehir ve Bursa’da edebiyat öğretmenliği yaptı. “Bu Vatan Kimin” şiirini Bursa’da iken yazdı. Edirne’de görev yaptığı sırada kendisi gibi öğremenlik yapan Ferhunde Sarıoğlu ile evlendi. 1938 yılında Dede Korkut hikayelerini yayınladı. Daha sonra Musiki Muallim Mektebinde, Galatasaray Lisesinde ve Çapa Eğitim Enstitüsünde edebiyat öğretmenliği yaptı.
1959 tarihinde Londra’ya gitti ve buradaki School of Orient and African Studies’te Türk dili ve edebiyatı okutmanı olarak çalıştı. 1962′de Türkiye’ye döndükten Çapa Eğitim Enstitüsündeki görevine tekrar başladı. 1967 yılında yaş haddinden emekli oldu. Emekli olduktan sonra da eğitim ve öğretimden kopmadı. Eğitim enstitüsünde, Marmara ve Mimar Sinan Üniversitelerinde ders verdi. 2 Haziran 1989′da İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi tarafından kendisine fahri doktorluk unvanı verildi. Değerli kitaplardan oluşan kütüphanesini Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezine bağışladı. Yetmiş yılık öğretmenlik hayatında binlerce öğrenci yetiştiren Orhan Şaik Gökyay, 2 Aralık 1994 tarihinde vefat etti ve cenazesi ertesi gün Üsküdar’daki Nakkaştepe Mezarlığında toprağa verildi.
BU VATAN KİMİN
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir.
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.
Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir.
***************************
YAS
Dökün yaprağınızı dallarım dökün,
Akın yaslı yaslı sularım akın.
Bükün boynunuzu bayraklar bükün,
Bir alınmaz kalem vardı yıkıldı…
Durmadan çalkanan bir kızıl deniz
Bir damla yaş gibi duruyor sessiz,
Vatan ufkundaki en güzel çeyiz,
En şanslı süs baktım yarı çekildi.
Kara haber; tipi eser, savrulur,
Bir yanardağ gibi içim kavrulur,
Vatanın kaderi bende yuğrulur,
Yas olup, yaş olup gözden döküldü.
Gökyay’ım derdiyle adını anar,
Bir kararsız kuştur dalına konar
Neresinde bilmez bir yara kanar,
Saran gitti boyuncuğu büküldü.
Orhan Şaik GÖKYAY
Yakamoz Nedir ?
Nedense herkes yanlış bilir, “yakamoz” ay ışığının suya, denize vuran yansıması değildir; onun adi ay’ın şavkidir.
Yakamoz, sanıldığının aksine ay olan gecelerde olmaz. Yakamoz, Latince ismi Noctulica Milliaris(*) olan bir canlının yaymış olduğu ışıltıdır. Bu canlı, ateş böceğinin denizlerde yaşayan bir versiyonu olarak düşünülebilir. Vücudunda bir çesit limunesans (ışık yayici) madde barındıran bu canlıya dokunulduğunda ışık saçar. Bu canlı aslında bir planktondur. Yani milimetrik boyutlarda bir deniz canlısıdır. Bunlar milyonlarcası bir araya gelerek koloni halinde yaşarlar. Geceleri bunların yoğun oldugu yerlerden bir kayık ya da bir balık sürüsü geçtiğinde bu canlılara çarparak ışık saçmalarına neden olur.Balıkçı sandallarında yüksek bir direk ve bu direğin ucunda da oturulacak bir yer vardır. Balıkçılardan biri buraya oturarak ay olmayan karanlık gecelerde balikların oluşturduğu yakamozlardan geçtikleri yolları görüp dümenciyi oraya yönlendirirler.
Lüfer avlarken lüx lambası kullanilmasının amacı yine yakamozlardan yararlanmaktır. Lüfer misinanın değdiği yakamozların çıkardığı ışıktan korkar. Lüx lambasi sanıldığının aksine balığı ışığa çekmek için değil, yakamozların ışığını bastırmak için kullanilir.
Aslında yakamoz (eğer göreniniz varsa bilir) olağanüstü güzel bir şeydir. Yakamoz olduğunda denizde uzun floresan lambalar yanıyormuş gibi olur. Ama bunun için ay ışığı ya da çevrede başka bir ışık kaynağı olmaması gerekir. Çünkü ay ışığı ve çevre ışıkları daha baskın olacağı için yakamoz görünmesini engeller.
O kadar muhteşemdir ki, o anda tüm romantizm biter, sanki uzaylılar gelmiş gibi bir duyguya kapılarak denize yönelirsiniz.
Bir de Yakamozlu ve ışıksız gecelerde denize girince pırıl pırıl uzaylı gibi olursunuz. Bütün vücudunuzu ince bir ışık kümesi sarar sarmalar.
Halikarnas Balikçısı pekçok hikayesinde bu muhtesem olayı çok güzel anlatmıştır.
Resmi büyütmek için tıklayınız.(*)Noctulica Milliaris adı verilen yakamoz canlısının bir resmi:
Yakamoz Tatil Kötü’nde motel, apart ve ahşap evlerden oluşan 3 farklı tip konaklama seçeneğine sahipsiniz. Tesis 4′ü suit 22 odalı motelin yanısıra her biri 3 yataklı 10 bungalow ve 20 apartla toplam 170 yatak kapasitesine sahiptir.Denize sıfır olan tesiste açık yüzme havuzu, Restaurant, Café ve Havuz Bar’la birlikte odalarda kalorifer, sıcak su, saç kurutma, mini buzdolabı bulunmaktadır. 2003 sezonunda tesisin iç dekorasyonu tamamen yenilenmiştir.
Yakamoz Tatil Köyü
İnebolu Belediyesi’ne ait turistik tesisler, İnebolu Yatırım A.Ş. tarafından kiralanarak ilçe turizmine hizmet vermeye devam etmektedir.
68 ortaklı şirketimiz tarafından 1999 yılından beri işletilmekte olan Yakamoz(*) Tatil Köyü’nün bünyesinde otel ve apart evlerden oluşan 3 ayrı konaklama tesisi, Heyamola restaurant, Cafe Mola ve yüzme havuzu yer almaktadır. Yakamoz Tatil Köyü’müzün otel bölümünde 22 oda 4 ü suit, odalarının tamamı tv, minibar, saç kurutma, telefon, balkonlu ve verandalıdır. Ahşaptan yapılmış 10 adet bungolow tipi evlerimizin herbirinde de, bir çiftli ranza ve ayrı çift kişilik büyük tek yatak bulunmaktadır. Ytong tipi evlerde, odalarında bir bölümü iki ayrı oda 3 ayrı tek yatak ,bir bölümü iki ayrı oda 4 ayrı tek yatak mevcuttur.
Karadeniz sahilinin en gözde tesislerinden olan Yakamoz Tatil Köyü, deneyimli, seçkin ve güleryüzlü personeli ile konuklarına konforlu ve unutulmayacak bir tatil imkanı sunmaktadır.
Yakamoz Tatil Köyü’nde güneşin denizden doğuşuna tanık olacak, güzel bir günün ardından güneşin tekrar denize batışım ve bu sırada oluşan yakamozları seyredeceksiniz. Karadeniz’in masmavi sularında serinleyecek, konuklarımıza ücretsiz olarak tahsis edilen yüzme havuzumuzda güneşin tadını çıkaracak ve eğlenceli saatler geçireceksiniz.
Tarihi evleri ve doğal güzellikleriyle keşfedilmeyi bekleyen İnebolu’da, Yakamoz Tatil Köyü’nde yapacağınız kısa bir tatil bile, size hafızalarınızdan uzun süre silinmeyecek mutluluklar yaşatacaktır.
Yakamoz Tatil Köyü
Boyran Mah. İsmetpaşa Cad.
İnebolu - Kastamonu
Tel : 0-366-811 3100 / 811 2526
Fax: 0-366-811 4305
Daha detaylı bilgiyi tatil köyünün web sitesinden alabilirsiniz:
http://www.yakamoztatilkoyu.com

